Bahçe
>> 28 Ağustos 2011 Pazar
İnsan sesleriyle uyandım ama seslerin kaynağını umursamadım. İnsanları umursamazdım. Yataktan kalktım. Hafifçe oynattım belimi, eğildim, ayak parmaklarıma dokunmaya çalıştım, öksürdüm, duvar saatine göz attım ve sonra hep yaptığım gibi bahçeye baktım. Bahçenin her yanı simsiyahtı. Her taraf siyah bir karla örtülmüştü sanki. Pencereden uzaklaşıp kapıya yöneldim, açtım ve adımımı atar atmaz, birşeyi ezdiğimi farkettim; bir kargayı. Bahçem ölü kuşlarla, kargalarla kaplanmıştı. Şaşkınlığımı biraz atıp etrafa baktığımda, yüzlerce insanın toplanmış, bahçemi izlediğini gördüm. Bazıları bunu fotoğraflıyor, kimileri filme alıyor, inançlı olanlarsa dua ediyordu. ''Kıyamet'', diye bağırıyordu genç bir kız, şaşkın ve ürkek sesleri bastırarak, ''bu bir kıyamet alameti!'' Hemen herkes onaylıyordu bunu. Aslında pek inançlı biri olmayan ben bile, omuzlarımda bir titreme, ensemde ürperti hissediyordum; kalbim de nefes almamı ve konuşmamı engelleyecek kadar hızlı çarpıyordu; bunların herne kadar anksiyete belirtileri olduğunu bilsem de, yine de, mesela gençliğimde bir imam olan babamdan gizlenerek bol bol okuduğum İncil'deki kıyamet günü ayetleri geliyordu aklıma ve eğer hemen şimdi yeri göğü inleten bir borazan sesi duysaydım hiç şaşırmayacağımı düşünüyordum. Kalabalıktan biri, belki bir deli, melek olduğunu ve günahlarımdan tövbe etmemi söylese, bütün o kitaplarıma, deistik dünya görüşüme anında ihanet eder ve o meleğin ayaklarına kapanırdım.
Kız bağırmaya devam ediyordu. Kendinden geçmişti ve tam o an da, kafasının üzerine bir karga düştü, sonra bir tane de yere, başkaları da onu izledi ve sonunda düşen kuşların sadece karga olmadıklarını gördük; sanki uçmayı unutmuşlardı bu kuşlar. Yağmur gibi kuş yağıyordu bahçeme. Kuşların yere düştüklerinde çıkardıkları seslere karışıyordu çığlıklar birde. Herkes kaçışmaya başladı sonra. Bahçeden çıktım, kalabalığa karıştım ve o ana değin hiçbir zaman duyumsamadığım bir şaşkınlık ve korku yaşadım. Kuşlar sadece benim bahçeme düşüyorlardı. Kalabalıkta bunun ayırdına vardığında, nefes alışlar bile kesildi sanki. Kimse hareket etmiyordu ve konuşmuyorlardı da. Tam bahçemin ve evimin üzerinde kapkara bir bulut vardı ve bu bulutun içinden düşüyordu kuşlar. Şakınlığın yerini bir dehşet hissi alıyordu yavaş yavaş. Sessizlik bir el silah sesiyle bozuldu sonra; bir polis, diz çöküp dua ettikten sonra intihar etmişti. Bu intihar, sokakları dolduran binlerce insan üzerinde neredeyse hiçbir etki uyandırmadı fakat. İnsanlar akın akın bahçemi görmeye geliyorlardı. Ama çoğu sadece bulutu görebiliyordu. Bulut sanki, evimin ve bahçemin üzerine demir atmıştı ve sonsuza o kadar orada kalacaktı.
Kendinden geçmiş binlerce insan ağlıyor ve dua ediyordu. Saatlerdir aralıksız yağıyordu kuşlar; bulutun içinde kuşlar için yaratılmış ve gözleri olmayan mekanik bir azrail vardı sanki. Evimin çatısında bir ölü kuşlar dağı oluşmuştu ve büyük bir gürültüyle çöktü sonra. Ama bunu umursayacak durumda değildim. Birden birşeyi farkettim; bahçem ağzına kadar kuş ölüsü dolu olmasına rağmen, bu kuşlar asla taşmıyordu duvarlardan. Onbinlerce insan buna tanıklık ediyordu.
0 yorum:
Yorum Gönder