Yokluk

>> 25 Ağustos 2011 Perşembe


Anlatacak ne kaldı bilmiyorum. Ama çaresizliğimi yazabilirim. Çünkü orada güneş eğilmiş derimi yakıyor ve bu yüzden sesimi duyanların alay konusu oluyorum. İnandığım bir güç olsaydı dizlerimin üzerine çöker ve yalvarırdım ama böyle bir lüksten yoksunum. İçimde, o içim dediğim yer neresi bilmiyorum, dikenli çalılar büyüyor sanki. Bunu kaç kişi okur bilmiyorum ama birşey anlatmam gerek. Sizden bana acımanızı rica ediyorum. Biliyorum, bir yılan deri değiştirse de hala bir yılandır. Ancak lütfen bana acıyınız! Yaşamda tutunduğum hiçbirşey yok, hiçkimse yok. Yalnızca kelimeler var. Biliyorum yara bana mahsus değil, kimse acıdan münezzeh değil ama işte belki de bunca şey, sessiz olurum tamam, ama aslında susabildiğim kadar susmam gerek. Yorgun bile değilim. Körleştiren bir ışık, simgelere sığınış, bazen bir cenin şekli alıyorum, bu da size yabancı değil gayet iyi biliyorum. Benden sıkıldınız mı? Sıkıldınız mı? Sıkılmak? Neden şimdi öldürmüyorum kendimi?

-------------------------------------------------------------------------------------

Ve doğurmak an meselesi. Ölüm doğurmak, ölü kusmak, kan revan içinde, ışıltılı bir dünyaya bırakılmak! Hep hastaydı annem ve hep ölüyordu. Çocukluğum hastanelerde geçti. Hep asıyordu kendimi annem ve hep başka bir kadınla gidiyordu babam. Ölüm annemden musallattır bana. Yokluk, açlık, korku, kavgalar, yalnız bir çocukluk. Bunları kendimi acındırmak için yazmıyorum. Bunlar son günlerim ve anlatmak istiyorum. Biri beni yanına davet etmişti yakın bir zaman da. Ne kadar heyecanlanmış ve sevinmiştim anlatamam. Ama işte yokluğun rahmi hiç durmadan acı üretiyor ve salt maddiyattan oluşan bir alemin ortasına bırakıyor onu. Param yok diyemedim elbette. Çok sevindim, çok teşekkür ederim dedim ve birkaç şey daha, ama param yok diyemedim. Yoksa nasıl isterdim. Keşke gizli bir düşmanım filan olsa da beni sokak ortasında çekip vursa.

-------------------------------------------------------------------------------------

Bu eve gelme nedenim, duvarlarında gezinmekte olan bir cini yakalamak için benden yeteneklisini bulamamış olmalarıydı. Onu tatlı dille kandırmaya çalıştım önce ama işe yaramadı ve alev saçan gözlerini üzerime dikerek, senin de ölümün yakın, dedi.

-------------------------------------------------------------------------------------

Burada yazmak ne ilginç? Birileri önce seni izlemeye başlıyor ve sonra nedense vazgeçiyorlar izlemekten. Acaba bu kişilerle, sürekli hoşlarına gidecek şeyler yazacağım diye bir belge mi imzaladım da hatırlamıyorum şimdi?


-------------------------------------------------------------------------------------

Ölüm bile beni istemiyor mu nedir?

0 yorum:

Yorum Gönder